Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan süreç yakın zamanda birinci yılını doldurdu. Tayyip Erdoğan’ın en güçlü rakibi olarak gördüğü İmamoğlu’na dönük tutuklama devamla CHP’ye dönük daha büyük bir saldırının kapısını da açtı. Son yılların en büyük siyasi davası olan 19 Mart sadece bununla sınırlı ele alınamaz. Bu siyasi dava uzun bir süredir politik bir aktör olarak rolünü oynaması gereken gençliğin üzerindeki ölü toprağını atmıştır. Yazımızın esas konusu da bu olacaktır
Gençlik kapitalizmin dişlileri arasında ya üretimden koparılmış ya da ucuz iş gücü olarak sömürülüyor. 68’den Gezi’ye uzanan miras, bugün barınma krizi, borç, baskı ve polis şiddetiyle bastırılmak isteniyor. Dağınıklığı aşmanın yolu; pre-sendikalist örgütlenme, kampüs savunma komiteleri ve sınıfla birleşmekten geçiyor. Antifaşist, devrimci bir gençlik hareketi olmadan sosyalizm mücadelesi eksik kalır.
Gençliğin önünde iki yol vardır: Ya özgürlük maskesi takmış liberal bireyciliğin pasif öznesi olarak yalnızlaşmak ya da özgürlüğü kolektif iradeyle tanımlayan sosyalist örgütlülüğün parçası olmak. Engels’in işaret ettiği gibi, özgürlük keyfî tercihlerle değil, zorunlulukların kavranmasıyla başlar. Bugün bu zorunluluk, gençliği örgütlü mücadeleye çağırmaktadır.